Adana'nın Öncü Gazetesi
$ DOLAR → Alış: 7,37 / Satış: 7,40
€ EURO → Alış: 8,94 / Satış: 8,97

MUHTAÇ OLDUĞUMUZ İLAÇ “HOŞGÖRÜ”

BÜROKRAT - ARAŞTIRMACI- YAZAR HARUN DOĞAN
BÜROKRAT - ARAŞTIRMACI- YAZAR HARUN DOĞAN
  • 09.12.2020

İnsan, toplum içinde belli bir ailenin mensubu olarak doğar, şartların elverdiği ölçüde belli bir eğitim ve kültürle yetişir, iş hayatına girer ve belli bir yaştan sonra da ebediyete irtihal eder. Bütün bunları yaparken insan, tek başına değildir ve kendisi gibi bu şekilde hayat süren diğer insanlarla birlikte hayatını idame ettirir. O halde insan, toplumsal bir varlıktır ve kendisinin dışındaki kişilerle de mutlak diyaloğa ve her türlü alış verişe girecektir.

Bütün bu gâile içerisinde insan, tek tip yetişen bir varlık da değildir. Her bir kişi, farklı ailelerden, farklı din, dil, renk, ırk, cinsiyet, mezhep, meşrep…vb. farklılıklara sahip ve bir o kadar da değişkenlik içerisinde eğitim ve kültüre sahip bir varlıktır. Bırakın bu kadar değişkenliği, aynı anne ve babadan doğan kardeşler bile bir birinden çok farklılık arz edebilmektedir.  O halde buradan çıkan sonuç şudur ki, hiç kimse diğerinin aynı değildir ve herkes bu toplumda ve hatta bu dünyada birlikte yaşamaya mecbur olduğuna göre, diğerine tahammül etmek veya daha kibar tabirle hoşgörü göstermek durumundadır.

İşte günümüzün asıl problemlerinin başında bu hoşgörü eksikliği veya yokluğu gelmektedir. Bana kalırsa, tüm dünyadaki savaşların, kavgaların, huzursuzlukların sebebinin temelinde hoşgörü eksikliği veya yokluğu yatmaktadır. Kendisi gibi olmayan, kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi yaşamayan bir diğer kişiye hor gözle bakmak, insanın fıtratına aykırı bir durumdur. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere herkes farklı kişilik yapısına, farklı eğitime ve kültüre sahip olduğuna göre, bir birinin aynı olmaları mümkün değildir. O halde kendisi gibi olmayan ve hayatta da ne kadar istese olamayacak olan ve hatta olması da gerekmeyen diğerine öteki gözüyle bakmamalı, moda tabirle ötekileştirmemelidir. Bu insanlık suçudur bana göre.

Tarihimizde hoşgörünün örneklerini çokça görürüz. Üç kıtaya hükmeden ecdâdımız,  gittikleri yerlerde fethedilen memleketlerin dinine, diline ve bilumum kültürüne saygı duymuş, herhangi bir asimilasyon politikası izlememiştir. Bugün dünyadaki emperyal amaçlarla hareket eden sömürge sahibi devletlere baktığımızda, sömürgeleştirdikleri yerlerdeki halkın hemen hemen her şeyini değiştirmiş veya değiştirmek için elinden gelen her türlü gayreti sarf etmiş ve hâlâ sarf etmektedirler.

Hoşgörüden bahsetmişken içinde bulunduğumuz Mevlânâ Haftası dolayısıyla Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’yi anmadan geçmemiz mümkün değildir. Bu sene onun tabiriyle Şeb-i Arûs’unun 747. Yıldönümünü idrâk edeceğiz. Ne güzel söyler Mevlânâ, “sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibiol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.” Yine onun meşhur bir sözüdür ki, “gel, ne olursan ol yine gel, ister kâfir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel.Bizim dergâhımız, ümitsizlik dergâhı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.”

Şu felsefeye baktığımızda ne görüyoruz sevgili dostlar? İnsanın sadece ve sadece insan olarak kabul etmek gerektiğini değil mi? İnsan olmanın ve olabilmenin gereği de budur zaten. Bizi alâkadar eden kısım da bu olmalıdır. Yoksa onun yaşam tarzı, giyimi, kuşamı, ve diğer kültürel durumu değil. Herkesi olduğu gibi kabul edebilmek gereklidir ve başkasının hayatına, hayat anlayışına, düşüncelerine saygılı olmak lazımdır. Bakınız, kimse bir başkasını tabi zorla sevecek değildir ama saygı duymaya mecburdur. Yani tasvip etmeyebilirsiniz fakat saygı duymak zorundasınız ve zorundayız. Eğer toplum olarak, hatta lokal manada düşünmeyelim, kollektif manada dünya toplumları olarak huzur ve sükun istiyorsak -ki mutlaka istiyoruz-, karşı tarafı, saymaya, saygı göstermeye, ve onu olduğu gibi kabul etmeye mecburuz. Yoksa bu kısır döngü içinde bir birimizi âdetâ yercesine cedelleşir dururuz.

Tarihimizde sadece Mevlânâ mı hoşgörüye örnektir? Asla değil tabi. Bunun gibi yüzlerce, belki binlerce örnek gösterebiliriz.

Yunus’umuz vardır bilirsiniz Yunus Emre’miz. “Yaratılanı sev, yaratandan ötürü” demiştir. Daha önce de bahsettiğimiz üzere insanı sırf insan olduğu için sevebilmekten bahsediyoruz.

Biz kimseye kin tutmayız ağyar dahi dosttur bize,

Kande ıssızlık var ise mahalle-vû şârdır bize,

Adımız miskindir düşmanımız kindir bizim,

Biz kimseye kin tutmayız kamu âlem birdir bize.

 

Tabi burada özellikle dikkat çekeceğimiz bir husus şudur ki, vatana, millete, bayrağa ve mukaddesâta dil uzatan veya fiilen saldırıda bulunan kimseleri de insandır diye hoş görecek değiliz. Bahsettiğimiz hoşgörü, insânî manada, vatanını, milletini, bayrağını, devletini seven kimseler için geçerlidir. Bunu özellikle belirtmek istedim. Çünkü olumsuz manada bahsettiğim kişiler, topluma, millete ve tüm insanlığa zarar vermek üzere yetişmiş veya yetiştirilmiş, birileri tarafından kullanılan ve şer işlere alet olmuş, devlet, millet, vatan ve bayrak düşmanı kişilerdir.

 

Konumuza dönecek olursak, her ne kadar günümüzde diğerine karşı sevgisizlik, hoşgörüsüzlük ve tahammülsüzlük yaygınlaştı ise de Müslüman Türk toplumu olarak bizim medeniyetimiz hoşgörü medeniyetidir. Zaten tüm huzursuzlukların müsebbibi de bunun olmamasıdır.

 

Sözlerimizin sonunda Yunus’ça “sevelim, sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz” diyor,  Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’yi,Şeb-i Arûs’unun 747. Yıldönümünde rahmetle anıyor, hepinize ve hepimize sevgi ve hoşgörünün hâkim olduğu bir hayat temennî ediyorum.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ