Adana'nın Öncü Gazetesi
$ DOLAR → Alış: 8,82 / Satış: 8,85
€ EURO → Alış: 10,35 / Satış: 10,39

2020’NİN ARDINDAN

BÜROKRAT - ARAŞTIRMACI- YAZAR HARUN DOĞAN
BÜROKRAT - ARAŞTIRMACI- YAZAR HARUN DOĞAN
  • 26.12.2020

2020’NİN ARDINDAN

Değerli dostlar, bu yazım matbû olarak çıktığında, 2020 senesini uğurluyor olacağız. O sebeple, yılbaşı kavramı ve uğurlamakta olduğumuz sene ile ilgili biraz hasbihal etmek istedim.

Yılbaşı kutlamalarının tarihçesine değinecek olursak;

Mezopotamya yeni yılı ilk kez MÖ 2000 yılında, Mart ortasında ilkbahar ekinoksu zamanında kutladı. Erken Roma takvimi, 1 Mart’ı yılın ilk günü olarak belirledi. Takvimin Mart ayından itibaren sadece 10 ayı vardı. Yeni yılın bir zamanlar Mart ayı ile başladığı bazı ayların isimlerine hala yansımaktadır. Miladi takviminin dokuzuncu ayından on ikinci ayına kadar olan Eylül’den Aralık’a kadar, başlangıçta yedinci ila onuncu aylar arasında konumlandırılmıştı. Roma mitolojisi, Ianuarius ve Februarius’un iki yeni ayının oluşturulmasıyla genellikle ikinci kralları Numa Pompilius’a itibar etti. Bunlar ilk olarak yılın sonunda yerleştirildi, ancak bir süre sonra bunun yerine ilk iki ay olarak kabul edildi.

Ocak ayının başlangıcı olan Ocak kalendi, MÖ 153’te yeni konsüllerin açılışı yapıldıktan sonra yeni yıl olarak kutlanmaya başlandı. Romalılar yıllarını bu konsüller tarafından sıralı olarak değil, uzun zamandır tarihlendirmişler ve Ocak ayının sonlarını bu tarihe uygun hale getirmişlerdi. Yine de Mart yeni yılı etrafındaki özel ve dini kutlamalar bir süre devam etti ve 1 Ocak’ın yeni statüsünün zamanlaması konusunda bir fikir birliği oluşmadı. Ancak yeni yıl olduğunda, aile toplantıları ve kutlamalar için bir zaman oldu. MÖ 78’de M.Aemilius Lepidus’un başarısız isyanını da içeren bir dizi felaket, Roma’nın pazar günlerinin Ocak ayının sonlarına denk gelmesine izin veren bir batıl inanç oluşturdu ve pontifler bunun meydana gelmesini önlemek için ara eklemeyi kullandı.

MS 567’de, Turlar Konseyi, yılın başlangıcı olarak 1 Ocak’ı resmen kaldırdı. Ortaçağ Hristiyan Avrupa’sında çeşitli zamanlarda ve çeşitli yerlerde, yeni yıl 25 Aralık’ta İsa’nın doğumunun şerefine kutlandı; Eski Roma tarzında 1 Mart; 25 Mart Leydi Günü, Müjde Bayramı ve Paskalya bayramı olarak kutlandı. Jülyen reformu sırasında 25 Mart ilkbahar ekinoksu ve 25 Aralık kış gündönümü olarak anlaşıldığından, bu günler astronomik ve astrolojik olarak da önemliydi. (Jülyen takviminin güneş yılı ile olan küçük anlaşmazlığı, bu günlerde, takvimin Miladi reformu sırasında kullanılan hesaplamaların temelini oluşturan İznik konseyinin önüne geçti.[kaynak belirtilmeli]) Orta Çağ takvimleri, okuyucuları bir yıldan diğerine farklı bir günde geçişi hesaba katsa da, Ocak’tan Aralık’a kadar olan ayları göstermeye devam etti.

  1. yüzyıldan kalma Flandre ve Hollanda paganları arasında, yeni yılın ilk gününde hediye alışverişi yapmak bir gelenekti. Bu gelenek, Flaman ve Hollandalıları uyaran Saint Eligius tarafından kınandı. Ancak, Avrupalı ​​Hristiyanlar yeni yılı kutladıkları tarihte, Noel hediyelerini takas ettiler çünkü Yılbaşı, Batı Hristiyan ayin takvimine göre Noel sezonunun 12. gününe denk geliyordu; Hristiyan bağlamında Noel hediyelerini değiş tokuş etme geleneği, Çocuk İsa’ya hediyeler veren İncil Magi’ye kadar uzanır.

Jülyen takvimindeki artık yıl hatası nedeniyle, Birinci İznik Konsili 325’te Paskalya tarihinin hesaplanmasına karar verdiğinden beri Paskalya tarihi geriye doğru kaymıştı. 16. yüzyıla gelindiğinde, gözlemlenen ekinokstan sapma kabul edilemez hale geldi. 1582’de Papa XIII. Gregorius, Miladi takvimin bugün yaygın olarak kullanıldığını ilan etti ve hatayı 10 günlük bir silme ile düzeltti. Miladi takvim reformu da (yürürlükte) 1 Ocak’ı Yılbaşı olarak geri getirdi. Çoğu Katolik ülkesi Miladi takvimi neredeyse hemen benimsemiş olsa da, Protestan ülkeler arasında ancak kademeli olarak kabul edildi. Örneğin İngilizler, reform takvimini 1752 yılına kadar kabul etmediler. O zamana kadar, Britanya İmparatorluğu – ve onun Amerikan kolonileri – yeni yılı 25 Mart’ta kutladı.

Çoğu Batı Avrupa ülkesi, Miladi Takvimi kabul etmeden biraz önce 1 Ocak’ı Yılbaşı olarak resmen kabul etti. Tudor İngiltere’sinde Yılbaşı, Noel ve On İkinci Gece ile birlikte Noel Bayramı’nın on iki günü arasında üç ana bayramdan biri olarak kutlandı. Orada, 1752’de Miladi takvim’in kabul edilmesine kadar, yeni yılın ilk günü, 25 Mart’taki Batı Hristiyan Müjde Bayramı idi, aynı zamanda “Leydi Günü” olarak da adlandırılır. Mart, Müjde Tarz tarihleri olarak bilinirken, 1 Ocak’ta başlayan Miladi Takvim’in tarihleri Sünnet Tarzı tarihleri olarak seçildi, çünkü bu, İsa’nın sekizinci gününün gözlenen anıtı olan Sünnet Bayramı’nın tarihiydi. doğumundan sonraki yaşam, ikincisinin 25 Aralık Noel’deki gözlemine göre sayıldı. Papa Gregory, Katolik Liturjik Takvim reformuna göre, 1 Ocak’ı yeni yılın başlangıcı olarak kabul etti.

Türkiye’de isesabahlara kadar dostlarla oturup eğlenme,yılbaşı baloları düzenleme şeklindeki kutlamalar 1930 yılından sonra başlamıştır.Miladi Takvim bizde, günümüzden95sene önce, 26 Aralık 1925’te yayınlanan kanunla, resmen kabul edildi. O güne kadar kullanılmakta olan Rumi Takvim’in 1341. yılı Aralık ayının 31’inci gününü takip eden gün, yılbaşından ilk kez söz edildi. 1926 yılında Tayyare Piyangosu’nun yılbaşı çekilişi düzenlemesinden sonra, 1929’da devletin üst kademesinin verdiği yılbaşı balosuyla, yılbaşının kutlanacağı anlaşılmıştı. Aynı kanun gereğince, eski Hicri Kameri Takvim, gayri resmi olarak ve sadece dini kutlama günleri için kullanılacaktı. İşte böylece kabul ettiğimiz yeni takvim ile beraber, yılbaşı da ilk kez 1926 yılına girerken bir bayram havası içinde, ancak evlerde kutlandı. 1935 yılında çıkarılan bayram ve tatilleri düzenleyen 2739 sayılı kanunla resmi tatil olan yılbaşı, o güne kadar ertesi günü ‘resmi tatil’ olmadığı için, yalnızca halk arasında gece eğlenceleri olarak sürdürülür ve ertesi gün herkes normal günlerde olduğu gibi, işinin başına giderdi. Yılbaşının ilk günü resmi daireler, çarşı pazar ve dükkânlar da açık bulunurdu. Cumhuriyet’in ilk yıllarında birçok yenilik gibi yılbaşı yadırgansa da zamanla buna da alışıldı. 1935’te yılbaşı, resmi tatil günü olarak kabul edilince, yılbaşı geceleri daha rahat bir şekilde, tatil ile birlikte bayram havası içinde kutlanmaya başlandı.

Bayram demişken, yılbaşı denildiğinde hepimizin aklına, çocukluk yıllarımızdan itibaren gördüğümüz ve yaşadığımız eğlenceler, coşkulu kutlamalar, havai fişekler, ve gece tam 00.00 olduğunda birbirimize sarılıp yeni başladığımız yılın hayırlı ve uğurlu olması için, temennilerde bulunduğumuz anlar gözümüzün önüne geliyor değil mi? Düşündüğümüzde ne güzel zamanlarmış demekten kendimizi alamıyoruz. Sahip olduğumuz bazı değerlerin kıymetini, mahrum olduğumuzda anlamamız ne hazîn. Her şeyin, sahip olduğumuz, içinde bulunduğumuz her şeyin, her nimetin kıymetini, mahrum olduğumuzda anlamamız gerçekten çok hazîndir.

Fakat bu yılbaşında bunları yaşayamayacağız maalesef. 2020 senesine de bu şekilde başlamıştık hatırlarsanız geçen sene. Fakat, içinde bulunduğumuz sene öyle bir geliş geldi, öyle meş’ûm hâdiseleri bize yaşattı ki, âdetâ ne zaman gideceksin ey 2020 diyecek hale geldik. Sel felaketleri, depremler, ve dur durak bilmeyen savaşlar, acı ve göz yaşlarının ardından, en önemlisi covid-19 illeti koca seneyi sadece bize değil, tüm dünyaya zindan etti. En gelişmiş ülkeleri bile tuşa getiren bu illet, G20 ülkeleri denilen en gelişmiş ülkeleri bile dize getirdi, çaresiz bıraktı. Bu da bizlere hayatta en önemli şeyin sağlık olduğunu apaçık bir şekilde gösterdi. Sağlık olmadığında, her şeyden mahrum olduğumuz gerçeğini bizlere hatırlattı. Büyükler “her şeyin başı sağlık” derken boşuna dememişler, bunu gördük. Her şey altüst oldu, tüm planlarımız suya düştü ve maalesef çok gergin bir ruh hâletine büründük.

Geçmişte yaşadığımız yeni yıl coşkusunu yaşamasak da bilelim ki burada önemli olan sağlığımızdır. Bizlere düşen, bilimin ve bilim insanlarının tavsiyelerine uymak, gereken özveriyi, gerektiği şekilde gösterebilmektir. Her vatandaşın bu konularda hassas davranması ve yetkililerin direktif ve tavsiyelerine uyması elzemdir. Aksi takdirde bu illetle daha yıllar boyunca uğraşmak zorunda kalacağımız kesin gördüğümüz kadarıyla.Artık hepimizin hafızalarına nakşedilmiş olan MASKE-MESAFE-TEMİZLİK kuralı üçlüsüne dikkat etmemiz, hayâtî derecede önemlidir.

Sadece covid-19 illetinde değil, deprem gibi, sel gibi çeşitli afetler konusunda da hassas davranalım. Bir vatandaş olarak binalarımızın güvenliği ile ilgilenelim, deprem güvenliğini ön planda tutalım. Sel felaketlerine sebep olan dere yataklarına ev yapılması gibi anlamsız iş ve işlemlerden vazgeçelim. Her konuda bilimin ve bilim insanlarının önerilerinden, yetkililerin direktiflerine uymaktan başka çıkar yol bulunmadığını bilelim.

Yeni yıla girerken temennim o dur ki, 2021 yılı ülkemiz başta olmak üzere tüm insanlık âlemine hayırlar getirsin, barış, kardeşlik, birlik, beraberlik, sağlık ve mutluluk getirsin.

Herkese esenlik dolu nice seneler temennî ediyorum.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ