SEYDA YILDIZ: DİYABET FARKINDALIĞINDAN ENGELSİZ YAŞAMA UZANAN GÜÇLÜ BİR MÜCADELE
SEYDA YILDIZ:
DİYABET FARKINDALIĞINDAN ENGELSİZ YAŞAMA UZANAN GÜÇLÜ BİR MÜCADELE
Toplum sağlığı, engelli bireylerin yaşam kalitesi ve sosyal farkındalık alanlarında yürüttüğü çok yönlü çalışmalarıyla öne çıkan Seyda Yıldız; keçe sanatçısı kimliğinin yanı sıra Türkiye Beyaz Ay Derneği Çukurova Şube Başkanı, Anadolu Diyabet Dernekleri Genel Başkanı, AK Parti Adana Sivil Toplum ve Halkla İlişkiler Başkan Yardımcısı ve devlet sanatçısı ünvanlarıyla geniş bir etki alanına sahip.
Beyaz Ay Derneği çatısı altında tüm engelli bireyleri kapsayan projelere öncülük eden, aynı zamanda diyabet hastalığına yönelik farkındalık çalışmalarını kararlılıkla sürdüren Yıldız ile gerçekleştirdiğimiz bu özel röportajda; hem yürüttüğü sosyal sorumluluk projelerini hem de diyabetle mücadelede toplumsal bilinç oluşturmanın önemini konuştuk. Bu söyleşide, sahadaki deneyimlerden geleceğe yönelik hedeflere kadar pek çok önemli başlık yer alıyor.
1. Tip 1 diyabetli bireylerin günlük yaşamda karşılaştığı en büyük zorluklar nelerdir ve bu zorlukları aşmaları için dernek olarak nasıl bir destek sunuyorsunuz?
Tip 1 diyabetli bireylerin günlük yaşamda karşılaştığı en büyük zorlukların başında kan şekeri takibi, insülin kullanımı, beslenme düzeni ve okul ya da iş hayatında diyabeti doğru şekilde yönetebilme geliyor. Özellikle çocuklar ve gençler için bu süreç hem fiziksel hem de psikolojik açıdan zorlayıcı olabiliyor.

Örneğin bir çocuğun okulda beden eğitimi dersinden önce kan şekerini ölçmesi ya da öğle yemeğinde insülin saatini takip etmesi gerekebiliyor. Bu, dışarıdan küçük bir ayrıntı gibi görünse de çocuk ve ailesi için günün önemli bir parçası haline geliyor.
Dernek olarak bu noktada bireylere ve ailelere bilgilendirme, eğitim ve dayanışma desteği sunuyoruz. Diyabetle yaşam konusunda farkındalık çalışmaları yapıyor, ailelerin yalnız olmadığını hissettirmeye çalışıyoruz. Aynı zamanda doğru bilgiye ulaşmaları, haklarını öğrenmeleri ve günlük yaşamda karşılaştıkları sorunlarla daha güçlü baş edebilmeleri için rehberlik ediyoruz.

2. Özellikle çocuk yaşta Tip 1 diyabet tanısı alan bireyler ve aileleri için bilinçlendirme çalışmalarınız nelerdir? Toplumda en çok hangi yanlış bilgilere rastlıyorsunuz?
Çocuk yaşta Tip 1 diyabet tanısı alan bireyler ve aileleri için en önemli ihtiyaç doğru bilgiye hızlı ulaşabilmek ve süreci yalnız hissetmeden yönetebilmektir. Bu nedenle ailelere yönelik bilgilendirme toplantıları, farkındalık etkinlikleri ve sosyal destek çalışmaları yürütüyoruz. Okullarda öğretmenlerin ve öğrencilerin Tip 1 diyabet konusunda bilinçlenmesi de bizim için çok önemli.
Günlük yaşamda örneğin bir öğretmenin, sınıfındaki Tip 1 diyabetli öğrencinin ara öğün yemesi gerektiğini bilmesi büyük bir fark yaratabilir. Bu basit farkındalık, hem çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlar hem de ailenin okula daha rahat emanet etmesine yardımcı olur.

Toplumda en sık karşılaştığımız yanlış bilgilerden biri Tip 1 diyabetin fazla şeker tüketmekten kaynaklandığı düşüncesidir. Oysa Tip 1 diyabet bir yaşam tarzı hatası değil, bağışıklık sistemiyle ilişkili bir durumdur. Bir diğer yanlış bilgi de diyabetli çocukların spor yapamayacağı, normal sosyal hayata katılamayacağı düşüncesidir. Doğru takip, uygun tedavi ve bilinçli bir çevreyle Tip 1 diyabetli çocuklar da yaşıtları gibi aktif ve üretken bir yaşam sürebilir.
3. Türkiye’de Tip 1 diyabet yönetimi konusunda sizce en kritik eksiklik nedir ve bu alanda nasıl bir değişim hedefliyorsunuz?
Türkiye’de Tip 1 diyabet yönetimi konusunda en kritik eksikliklerden biri diyabet teknolojilerine erişimde yaşanan zorluklardır. Sürekli glikoz ölçüm sistemleri, sensörler ve insülin pompası gibi araçlar diyabet yönetimini büyük ölçüde kolaylaştırıyor; ancak her birey bu imkanlara eşit şekilde ulaşamayabiliyor.
Örneğin bir aile, çocuğunun gece kan şekerini kontrol etmek için birkaç kez uyanmak zorunda kalabiliyor. Sensör gibi teknolojiler bu takibi çok daha güvenli ve kolay hale getirebilir. Bu nedenle bu imkanlara erişim, yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda ailelerin yaşam kalitesi açısından da çok önemlidir.
Bunun yanında okullarda, iş yerlerinde ve toplum genelinde Tip 1 diyabet konusunda yeterli farkındalığın oluşmaması da önemli bir eksikliktir. Biz bu alanda daha erişilebilir sağlık teknolojileri, daha güçlü sosyal destek mekanizmaları ve daha bilinçli bir toplum hedefliyoruz. Amacımız, Tip 1 diyabetli bireylerin yaşam kalitesini artırmak ve onların eğitimden spora, iş hayatından sosyal yaşama kadar her alanda eşit şekilde var olabilmesini sağlamaktır.

4. Tüm engel gruplarını kapsayan bir dernek olarak, Adana’da engelli bireylerin en acil ihtiyaçları sizce nelerdir?
Adana’da engelli bireylerin en acil ihtiyaçlarının başında erişilebilirlik geliyor. Kaldırımlar, toplu taşıma, kamu binaları, okullar, sağlık kuruluşları ve sosyal alanların her engel grubuna uygun hale getirilmesi büyük önem taşıyor. Erişilebilir olmayan bir şehir, engelli bireylerin eğitim, sağlık, çalışma ve sosyal yaşama katılımını doğrudan kısıtlıyor.
Örneğin tekerlekli sandalye kullanan bir bireyin evinden çıkıp bir kamu binasına, parka ya da otobüs durağına rahatça ulaşabilmesi aslında çok temel bir ihtiyaçtır. Ancak kaldırım yüksekliği, rampa eksikliği ya da uygun olmayan toplu taşıma bu basit görünen yolculuğu zorlaştırabiliyor.
Bunun yanında istihdam, eğitim desteği, rehabilitasyon hizmetleri ve sosyal hayata katılım imkanlarının artırılması da temel ihtiyaçlar arasında. Engelli bireylerin yalnızca yardım alan kişiler olarak değil, toplumun aktif ve üretken bireyleri olarak görülmesi gerekiyor. Bu nedenle hem fiziksel düzenlemelerin hem de toplumsal bakış açısının değişmesi büyük önem taşıyor
5. Engelli bireylerin toplumsal hayata daha aktif katılımı için hem kurumlara hem de bireylere düşen en önemli sorumluluklar sizce nelerdir?
Engelli bireylerin toplumsal hayata daha aktif katılımı için kurumların öncelikle erişilebilirlik ilkesini tüm hizmetlerin merkezine koyması gerekiyor. Belediyelerden kamu kurumlarına, okullardan özel sektöre kadar herkes engelli bireylerin ihtiyaçlarını dikkate alan düzenlemeler yapmalıdır. Eğitim, istihdam, ulaşım ve sosyal hizmetlerde fırsat eşitliği sağlanmadan gerçek anlamda katılımdan söz etmek mümkün değildir.
Günlük yaşamdan basit bir örnek vermek gerekirse, bir iş yerinde görme engelli bir çalışan için ekran okuyucu programların kullanılması ya da iş ortamının buna göre düzenlenmesi, o kişinin üretkenliğini ve bağımsızlığını doğrudan destekler. Bazen büyük değişimler, doğru düşünülmüş küçük düzenlemelerle başlar.
Bireylere düşen en önemli sorumluluk ise önyargılardan uzak, saygılı ve kapsayıcı bir yaklaşım geliştirmektir. Engelli bireyler adına karar vermek yerine onları dinlemek, ihtiyaçlarını anlamak ve günlük yaşamda destekleyici olmak gerekir. Toplum olarak engeli sadece bireyin değil, çevrenin ve sistemin oluşturduğu engellerle birlikte düşünmeliyiz. Daha erişilebilir, duyarlı ve kapsayıcı bir şehir kurulduğunda herkes için daha yaşanabilir bir toplum ortaya çıkar.
Röportaj : Özlem PEKDURANER















