RAKAMLARIN ARASINDAN SANATA AÇILAN BİR YOL: MALİ MÜŞAVİR ARZU KILIÇ İLE EPOKSİ VE DENGE ÜZERİNE
RAKAMLARIN ARASINDAN SANATA AÇILAN BİR YOL: MALİ MÜŞAVİR ARZU KILIÇ İLE EPOKSİ VE DENGE ÜZERİNE
Mali müşavirlik gibi disiplin, düzen ve rakamlarla örülü bir mesleğin içinden sanata uzanan zarif bir yol…
Arzu Kılıç, mesleki kimliğinin yanında epoksi sanatıyla kurduğu bağ sayesinde hem kendine ait bir ifade alanı yaratıyor hem de kadınlara ilham veren bir üretim hikâyesi sunuyor. “Sanat benim için kelimelerin yetmediği yerde başlıyor” diyen Kılıç ile; epoksiyle tanışma sürecinden “Kırık Zamanlar” ve “Köpük Zamanlar” serilerine, denge arayışından kadınlara verdiği mesaja kadar uzanan samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.
Kısaca kendinizden bahseder misiniz?
Ben Arzu Kılıç, mali müşavirim. Mali müşavirlik yolculuğum, üniversite yıllarında finans ve muhasebe alanına duyduğum ilgiyle başladı demek isterdim ama öyle olmadı tabii. Baba mesleğiydi muhasebe; mali müşavir olmamı babam istedi. Küçükken ablama özenip edebiyat öğretmeni olmak istemiştim ancak öğretmenim ısrarla resme yeteneğim olduğunu söylerdi. Belki çocukluğumdan kalma bir ukdeydi bu, bilemiyorum.
Mesleğimin yanında kısa zaman önce epoksi sanatıyla ilgilenmeye başladım. Bu benim için ticari bir faaliyet değil, tamamen kişisel bir üretim ve ifade alanı.

Epoksiyle tanışmanız nasıl oldu?
Yoğun iş temposu içinde kendime ait bir alan arıyordum. 2023 yılında bir müşterimin de bu işi yapması ve beni heyecanlandırmasıyla epoksiyle tanıştım. Müşterim ağırlıklı olarak takı yapıyor ve Amerika pazarında satıyordu. Epoksiyle tanıştığımda hem zihinsel hem de duygusal olarak rahatladığımı fark ettim. Aynı yıllarda Jung’un “olduğun kişiyle, olabileceğin kişi arasındaki mesafe cesarettir” sözüyle karşılaştım. Zamanla bu ilgi bir hobiye dönüştü.
Ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?
Daha çok dekoratif saatler ve duvar panoları üretiyorum. Çalışmalarımda zaman, doğa ve dalga formlarından ilham alıyorum. Her çalışma tek ve kişisel bir üretim sürecinin sonucu.
“Kırık Zamanlar” ve “Köpük Zamanlar” gibi serileriniz var. Bunlar nasıl ortaya çıktı?
Bunlar aslında benim kendi iç dünyamdan doğan isimler. Hayatta kırılma anları vardır, dalgalanmalar vardır. Öyle zamanlardan geçtim ve bu duyguları görsel bir dile çevirmek istedim.

Sanat sizin için ne ifade ediyor?
Anlatamadığım şeyleri anlatmanın yolu benim için sanat oldu. Konuşmayı ve insanlarla iletişim kurmayı çok seviyorum ama kelimelerin her zaman ruhu yok. Çoğu zaman yanlış anlaşılabiliyor söylediklerimiz; bu bazen karşı tarafın niyetiyle, bazen de dilin sınırlarıyla ilgili oluyor. Bu da insanı yoruyor. Epoksi benim için bir ifade biçimine dönüştü; duygularımı söze dökmeden anlatabildiğim bir alan yarattı.
Bu üretimler hayatınıza ne kattı?
Bu süreç bana sabrı ve akışa güvenmeyi öğretti. Günlük hayatın rakamlarla çevrili temposunun dışına çıkarak bambaşka bir dünyaya gözlerimi açtım.
Çevrenizden nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Başta şaşıranlar oldu ama daha sonra yaptıklarımı gördükçe bunun bana iyi geldiğini söylediler. Özellikle kadınlardan “ben de yapmak istiyorum” gibi mesajlar almak beni çok mutlu ediyor.
Bu çalışmalarınızın kadınlar açısından bir anlamı olduğunu düşünüyor musunuz?
Kadınların sadece tek bir kimlikle sınırlı kalmak zorunda olmadığını gösterebildiğimi hissediyorum. Mesleğimin yanında böyle bir üretim alanı açabilmek başka kadınlara da cesaret verebiliyorsa bu benim için çok değerli.
Üretim süreciniz nasıl ilerliyor?
Her çalışma birkaç aşamadan oluşuyor: Kalıp hazırlığı, döküm, kuruma ve son dokunuşlar… Acele edilebilen bir süreç değil, sabır gerektiriyor.
Bu çalışmalarınızı bir sanat disiplini olarak mı görüyorsunuz?
Tamamen sanatsal bir üretim olarak görüyorum. Bir hedefim para kazanmak değil; üretmek, anlatmak ve kendime alan açmak.
Mesleğinizle bu hobiniz arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?
Mesleğim benim ana alanım, epoksi ise denge unsurum. Biri aklımı, diğeri ruhumu besliyor. Son dönemde bedenimin de bu dengeye ihtiyacı olduğunu fark ettim ve pilatese başladım. Hayat aslında bir denge üzerine kurulu; bazen farkında olmadan bu denge bozulabiliyor. Aklı, ruhu ve bedeni birlikte dengelediğimizde insan kendini daha bütün hissediyor.

Son olarak vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
İnsanın kendine ait bir üretim alanı olması çok kıymetli. Özellikle kadınların sadece tek bir role sıkışmadan kendilerine ait bir alan yaratabilmeleri çok önemli. Herkesin hayatında sadece iş değil, kendini ifade edebileceği bir alan da olmalı. Güzel şeylere ilham olmak istiyorum.
Hayat bazen insanı olduğu yerde tutuyor ama aslında herkesin içinde başka bir ihtimal var. Carl Jung’un dediği gibi, “Olduğun kişiyle olabileceğin kişi arasındaki mesafe cesarettir.” Ben kendi küçük alanımda bu cesareti göstermeye çalıştım. Herkesin de kendine ait bir ifade alanı bulmasının çok kıymetli olduğuna inanıyorum.
Röportaj : Özlem PEKDURANER















